Son Yazılarım

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım


Rochester Üniversitesi'nde görevli doktor Richard Stahlhut ve çalışma arkadaşları yaptıkları araştırma çerçevesinde, 1469 yetişkinin idrarlarındaki BPA (bisfenol A) kimyasalının seviyelerini inceledi.

Araştırma kapsamında gün boyunca perhiz yapan kişilerin idrarında dahi bu kimyasaldan önemli ölçüde bulunduğu, biberon dahil olmak üzere çok sayıda plastik üründe kullanılan bu kimyasalın, musluk suyu veya ev tozu gibi yiyecek harici kaynaklardan alınabileceği gözlendi.              

Richard Stahlhut, BPA'nın vücutta, yavaşça serbest kalacağı yağ dokusuna işleyebileceğini, vücuttan hızla atılmamasının sorun yaratacağını kaydetti.

Environmental Health Perspectives dergisinde yayımlanan araştırmada, 24 saat perhiz yapan kişinin idrarındaki BPA seviyesinin, 8.5 saat perhiz yapanınki ile hemen hemen aynı çıktığı görüldü.

ABD Gıda ve İlaç Dairesi, geçen aralık ayında BPA'nın güvenliğiyle ilgili daha fazla araştırma yapmayı planladığını açıklamıştı. BPA'nın, vücuttan idrar yoluyla hızla ve tamamen atıldığına inanılıyordu.

Birçok gıda ve içecek kutusunda, bazı tıbbi malzemelerde de kullanılan BPA, vücutta östrojen hormonunu taklit ediyor. ABD'de Ulusal Sağlık Enstitüleri'nde görevli bilim adamları, BPA'nın prostat ve beyin gelişimi üzerinde zararlı etkilere yol açabileceği, cenin, bebek ve çocuklarda hareket değişikliğine neden olabileceği uyarısında bulunmuştu.
İngiltere geçen yıl yapılan bir araştırma da bu kimyasalın vücutta yüksek seviyelerde bulunmasının, kalp hastalıkları, diyabet ve karaciğerde enzim bozukluklarıyla bağlantısı olduğunu ortaya koymuştu.
 

.

HPV AŞISI
RAHİM AĞZI KANSERİ AŞISI

SERVİKS KANSERİ AŞISI

Rahim ağzı (serviks) kanseri Human Papilloma Virüs (HPV) ile çok yakından ilişkili bir kanserdir. Rahim ağzı kanserlerinin neredeyse tamamında bu virüs saptanmaktadır. Bu yüzden bu virüse karşı geliştirilecek aşının bu kanseri önleyeceği düşünülmüştür. HPV virüsü cinsel temasla insanlar arasında geçer, aşının amacı ise bu geçişi önlemek ve bu sayede kanseri önlemektir. İnsanların aslında çoğu HPV virüsü ile enfektedir fakat bu enfekte olan kişilerin çok az kısmında kanser gelişir. Ülkemizde Nisan 2007 yılından itibaren kullanılmaktadır. Bu aşı canlı virüs içermez, virüse benzer partiküller (VLP) içerir. Kadınların %80'i hayatlarının herhangi bir döneminde HPV virüsü ile enfekte olurlar. Virüs cinsel organların teması ve cinsel ilişkiyle bulaşabileceği gibi, cinsel bölgelere diğer cilt bölgelerinin veya ağızın temasıyla da bulaşabilir. Havuz, deniz, havlu v.b aracılığıyla bulaştığı gösterilmemiştir.

Rahim ağzı kanserine sebep olabilecek onlarca tür HPV virüsü vardır. Aşılar bu virüslerin hepsine karşı koruma sağlamaz sadece en sık rastlanılanlara karşı koruma sağlar o yüzden aşıların bütün serviks kanserlerini önlemesi mümkün değildir. Şu anda ülkemizde Gardasil® (kuadrovalan aşı, Tip 6, 11, 16, 18 'e karşı) ve Cervarix® (bivalan aşı, Tip 16, 18 'e karşı ) isminde iki HPV aşısı vardır.

HPV aşısı koruyucu bir aşı olup tedavi edici özelliği yoktur. Yani aşı daha önceden Tip 6, 11, 16 ve 18 HPV ile karşılaşmış kişilerde hastalığı tedavi edici özelliğe sahip değilidir. Bu viruslerle karşılaşmadan önce yapıldığında ise bu tiplere karşı koruyuculuğu %100'e yakındır. Fakat bu 4 tip HPV dışındaki tiplere karşı koruma sağlamaz.

HPV tip 16 ve 18 serviks kanserlerinin %70'i ile ilişkilidir. HPV tip 11 ve 16 ise genital siğillerin (kondilom) %90'ı ile ilişkilidir. Bu aşı aynı tip HPV virüsleriyle ilişkili vajina ve vulva kanserine karşı da koruma sağlayabilir.

Aşı kimlere önerilmektedir?
HPV aşısı şu an 9 - 26 yaş arası kız çocukları ve kadınlara önerilmektedir. Daha önce cinsel hayatı başlayan ya da başlamayan, evli veya bekar farketmeksizin herkese bu yaş aralığında önerilmektedir fakat yaş ilerledikçe ve cinsel partner sayısı arttıkça aşının etkinliği azalacaktır.
Türk servikal kanser çalışma grubu hedef kitle olarak 11-12 yaş kız grubunu belirtmiştir, yakalanan (catch-up) aşılama için 13-26 yaş kız grubunu ve kişisel aşılama için 55 yaşına kadarki kadınları belirlemiştir.

HPV aşısı nasıl uygulanır?
Gardasil 0-2-6. aylarda olmak üzere toplam 3 dozda 6 ay içinde uygulanır. İlk dozdan 2 ay sonra ikinci doz yapılır. İkinci dozdan 4 ay sonra üçüncü doz yapılır.
Cervarix 0-1-6. aylarda uygulanır.
Aşılar koldan IM (intramuskuler, kas içine) uygulanır. Diğer aşılarla birlikte uygulanmasıyla ilgili bilgi yoktur. Basit enfeksiyonların varlığında uygulanabilir.
Aşılama öncesinde Pap smear testi yapılması, HPV DNA testi yapılması veya daha önce yapılmış smear testlerinin normal olması gerekmemektedir.

Aşının yan etkisi var mıdır?
HPV aşısı oldukça güvenilir bir aşıdır. Aşı uygulanan kolda nadiren ağrı, şişlik, kızarıklık görülebilir. Bazı hastalarda nadiren baş dönmesi, göz kararması, halsizlik, yorgunluk, ateş, bulantıya yol açabilmektedir.

HPV aşısının etkisi ne kadar sürer?
Şu ana kadar yapılan çalışmalar 5 yıllık koruyuculuğun olduğunu göstermektedir. Etkinin 5 yıldan uzun sürüp sürmediği ve 5 yıl sonunda ek doza gerek olup olmadığı yapılacak yeni çalışmalarla belirlenecektir. Etkinin 10 yıla kadar sürebileceği tahmin edilmektedir.

Aşı sonrası smear takipleri yapılmalı mı?
Aşı şimdilik sadece bazı HPV türlerine karşı etkili olduğundan serviks kanserini kesin olarak engellememektedir. Dolayısı ile aşı olan kişilerin yıllık smear kontrollerine aynen aşı olmamış kişiler gibi devam etmeleri gerekmektedir.

HPV aşısı gebelerde ve emzirenlerde yapılabilir mi ?
Aşının gebe kadınlarda ve bebeklerindeki etkileri konusunda yeterli veri yoktur bu yüzden aşılamaya gebelik döneminde başlanmamalıdır. Eldeki sınırlı veri herhangi olumsuz bir etkiyi işaret etmemekle birlikte gebe kadınlarda HPV aşısı önerilmemektedir. Fakat gebe olduğunu bilmeden aşı olmuş kadınlarda aşının gebeliğe karşı bir olumsuz etkisi görülmemiştir.
Eğer gebelik sırasında bilmeden aşının ilk dozu yapılmışsa diğer dozlara devam edilmemeli ve gebelikten sonra ilk dozdan başlayarak 3 doz aşı yapılmalıdır. Eğer gebelik sırasında aşının ilk 2 dozu yapılmışsa 3. doz gebelikten sonra emzirme döneminde yapılmalıdır.
Emzirme döneminde aşı güvenle yapılabilir.

Erkekler aşılanmalı mı?
HPV virüsü cinsel temasla bulaşan bir virüstür ve sadece kadınlara değil erkeklere de bulaşabilir, erkeklerde siğillere neden olabilir. Bu erkeklerden başka kadınlara bulaşarak o kadınlarda siğil ya da kansere neden olabilir. Bu yüzden erkeklerin aşılanarak virüsle enfekte olmaları önlenirse dolaylı olarak kadınların enfekte olması da engellenmiş olur. Fakat bu konuyu kanıtlayacak yeterli bilimsel çalışma günümüzde henüz yoktur dolayısıyla erkeklere şu an için aşı önerilmemektedir. İlerleyen yıllarda yeni çalışmalar belki bu yaklaşımı değiştirebilir. Şu an birkaç ülkede erkek aşılaması uygulanmaktadır ve ülkemizde böyle bir uygulama yoktur.

HPV aşısı önerilen yaş grubununda değilseniz rahim ağzı kanserinden korunmak için başka neler yapabilirsiniz?
HPV virüsü cinsel temasla geçen bir virüstür, bu yüzden cinsel ilişki sırasında kondom kullanılması virüsün geçişini engelleyecektir. Özellikle çok eşli olmak virüs geçiş riskini daha da arttırır. Sigara serviks kanseri riskini arttırır. Hiçbir şikayetiniz olmasa bile yılda bir doktor muayenesi ve smear testi yaptırmanız serviks kanserinden korunmanızda önemli yer tutar. Cinsel ilişki sonrası lekelenme yada kanama olması, adet aralarında düzensiz lekelenmeler olması, cinsel ilişki sırasında ağrı olması gibi herhangi bir şikayetiniz olduğunda da geciktirmeden bir an önce doktorunuza başvurmalısınız.

.


Rahim kanseri


Genellikte menopoz döneminde ortaya çıkan bir kanser türüdür. Ortalama görülme yaşı
55-58 olmasına rağmen çok genç yaşta kadınlarda da ortaya çıkabilir. Rahim kanserli hastaların üç önemli özelliği; hastaların kilolu, şeker hastası ya da şeker hastalığına eğilimli olmalardır. ABD’de jinekolojik kanserler sıralamasında meme kanserinden sonra en çok görülen kanser türüdür. Toplumlarda yaşam süresi uzadıkça yaşlılarda görülen bu hastalığın sayısı da artmaktadır. Hastalığın ortaya çıkma riskini artıran diğer faktörler de, doğum yapmama, ileri yaşta adet görme (Türkiye’ de kadınlarda adetten kesilme yaşı 47’ dir. 52 yaşından sonra da adet görenler), doktor kontrolü dışında hormon tedavisi alanlar (Rahmi olan kadınların Östrojen+Progesteron hormonu alması gerekirken sadece östrojen hormon alması), yumurtalıklarda hormon salgılayan tümör bulunması, ailesinde meme, yumurtalık ve rahim kanseri bulunmasıdır.

Rahim kanserinin belirtileri


Rahim kanseri belirti veren ve bu nedenle tanısı erken konulabilen bir hastalıktır. Hastaların dörtte üçü erken evrede yakalanmaktadır. Hastalığın belirtileri; adetten kesilmiş bir kadında vajinal kanamanın olması, adetten kesilmiş bir kadında aniden ve bol miktarda kötü kokulu bir akıntının ortaya çıkmasıdır. Bu belirtiler kişinin kesin olarak rahim kanseri olduğunu göstermez ancak kanser ile ilgili araştırmaların yapılması gerekir. Meme kanseri geçirmiş kadınların da düzenli olarak kullanması gereken ilaç rahim iç tabakasında kalınlaşmalara neden olduğu için bu ilacı kullananların 6 ayda bir jinekolojik ve ultrason muayenesinden geçmesi gerekmektedir.

Hastalığın tanı ve tedavisi


Rahim kanseri şüphesi bulunan hastalara ultrason muayenesi uygulanır. Eğer kanama veya akıntı gibi bir belirti varsa mutlaka rahim içinden biyopsi alınmalıdır. Tanı konulunca uygulanacak olan tedavi de cerrahidir. Operasyonda, rahim, yumurtalıklar ve kadın içinden sıvı alınması, karnı örten yağlı gözenekli doku ve lenf nodlarının çıkarılması gerekir. Sonuçların patolog tarafından değerlendirilmesinden sonra gereken vakalarda Radyoterapi ilave olarak tedaviye eklenir.

Rahim ağzı kanseri


Bu kanser, gelişmekte olan ülkeler ve az gelişmiş ülkelerden en sık görülen jinekolojik kanserdir. Dünyada yılda 500 bin yeni rahim ağzı kanseri çıktığı ve tahminen 1 milyon 500 bin kadar da bu kanserle yaşayan olduğu tahmin edilmektedir. Genellikle 50 yaş civarında ortaya çıksa da son yıllarda genç kadınlarda görülme sıklığı artmıştır.

Sık görülme nedenler

i
Çok sayıda doğum yapmış, erken yaşta cinsel ilişkiye girmiş, sigara içen kadınlarda ortaya çıkmaktadır. Hastalığı, kötü sosyo-ekonomik durum, HPV enfeksiyonu geçirme de tetiklemektedir. Rahim ağzı kanserli hastaların % 98’inde bu enfeksiyon saptanmıştır.

Rahim ağzı kanserinin belirtileri


Erken dönemde hemen hemen hiçbir belirti yoktur. Çıplak gözle de jinekolojik muayenede rahim ağzında sorun görülmeyebilir. Ancak “Smear” denilen akıntı tahlili ile veya “Kolposkop” denen rahim ağzını büyüterek gösteren aletlerle değişiklikler fark edilebilir. Kesin tanı ancak şüpheli yerden alınan biyopsi ile konulabilir. Hastalığın ilerlemesi durumunda klinik belirtiler de ortaya çıkar. Kanlı akıntı, ilişki sonrası kanama, düzensiz kanama gibi. Ayrıca hastanın muayenesinde rahim ağzındaki tümörde görülebilir. Hastalık daha da ilerlediğinde idrar problemleri ve bacak ağrıları ortaya çıkar.

Hastalığın tedavisi


Erken dönemde basit bir operasyon (Konizasyon) ile sadece rahim ağzındaki hastalıklı bölgeyi çıkararak tedavi edilebilirken, hastalık ilerlediğinde rahim ve etrafındaki çevre dokuları ile lenf ganglionlarını çıkaracak büyük bir operasyona ihtiyaç duyulur. Ayrıca operasyon sonrası tümörün yaygınlık derecesine göre radyoterapi de vermek gerekebilir. Daha ilerlemiş vakalarda operasyon yapılamaz, radyoterapi ve kemoterapiden yardım beklenir. Erken dönemde yakalandığında tedavide başarı oranı yüzde 100’dür.

Yumurtalık kanseri


Son yıllarda yumurtalık kanseri de oldukça sık görülmektedir. Yaşam boyu her 100 kadından 1-2’ sinde yumurtalık kanseri gelişmektedir. Çok geç tanı konulduğu için hastaları yüzde 75’i hastalık karın içine yayıldıktan sonra saptanabilir. Hastalık geç teşhis edildiği için tedavi sonuçları yeterince yüz güldürücü değildir. Jinekolojik kanserler arasında en yüksek ölüm oranı, yumurtalık kanserindedir.

Hastalığın görülme sıklığı


Yumurtalık kanserlerinin yüzde 10 kadarı genetik geçişlidir. Bir ailede birinci derece akrabalarından iki tanesinde meme, yumurtalık kanseri varsa bu kişilerin riskli gurupta olduğu söylenebilir. Bu riskli hastalarda BRCAI, BRCA2 genlerinde yapılan araştırmalarda bir gen hasarı saptanırsa hastada yaşam boyu riskin yüzde 60-80’lere çıkabileceği bildirilmektedir. Bunun dışında yumurtalık kanseri için risk olabilecek pek çok şey iddia edilmişse de (Az sayıda doğum veya çocuk olmaması, erken adet görme, geç adetten kesilme vb.) bu konuda kesin bir kanı oluşmamıştır. Doğum kontrol haplarının 2 yıl süre ile kullanılması yumurtalık kanseri riskini yüzde 50, 5 sene kullanımı yüzde 70 azaltmaktadır.

Hastalığın belirtileri ve tedavi


Hastalık erken dönemde tipik bir belirti vermez. Bu nedenle geç teşhis edilebilmektedir. Ancak ileri evrede karında şişlik, ağrı, sindirim sistemine ait şikayetler ve kilo kaybı gibi belirtiler ortaya çıkar. Karın şişer ve içinde sıvı toplanır. Bu nedenle jinekolojik muayene ile beraber hasta ultrasonla da değerlendirilmeli, gerekli görüldüğünde kanda yapılan tümör markırları istenmeli ve duruma göre daha ileri radyolojik yöntemlerden yararlanılmalıdır.
 
.

Sıcak Su...

Çinliler çok sıcak su içerler ... Bol Bol Sıcak Su .... Bütün gün, her gün !

NEDEN bol sıcak su?

Çay veya su bazlı içeceklere benzemeyen şekilde, bol su mide yüzeyinde kan akımına direkt olarak emilen

birkaç maddeden biridir. Beden suyu diğer bileşenlerden ayırmak zorunda kalmaz.

NEDEN Sıcak Su?

Çinliler, 40 yaşından sonra oda sıcaklığından daha soğuk olan hiçbir şeyin bedenlere alınmaması gerektiğine

inanırlar. Çünkü normal yaşlanma fiziksel değişimler üretir:

a) Kan damarları daha az elastik olur ve içindeki birikim nedeni ile çapı küçülebilir, bu nedenle yüksek kan

basıncı oluşabilir ve kan dolaşımı problemleri ortaya çıkabilir (dondurma başağrısı sendromu)
 Sindirim sistemi (büzgen kas, barsaklar ve kolon) da daha az elastik olur, sindirim sorunlarına ve kabızlığa

neden olur.

Çinliler soğuk içecekler içtiğiniz veya soğuk besinler yediğiniz zaman içsel organların daha fazla büzüldüğüne,

mevcut problemleri daha da kötüleştirdiğine inanıyor. Yağlı bir tavayı soğuk suda yıkamaya çalışın. Yağlar

donar ve yapışır. Ama aynı tavayı SICAK suda yıkarsanız, yağı çözer ve uzaklaştırır. Bedenimiz yağları içerir.

Sıcak su sistemimizi temizler.

SICAK SUYUN Faydaları :

1 - Bedenin doğal serinletme sistemini çalıştırır. Bu kan dolaşımında artışa neden olur.
2 - İç organları ve kaburga kafesinin etrafındaki kasları gevşetir, daha derin nefes almanızı sağlar.
3 - Mide asidi etkilerini rahatlatır ve asit reflu semptomlarını rahatlatır.
4 - Sulanmayı ve besinlerin emilimini artırarak sindirime yardımcı olur.
5 - Kabızlığı giderir.
6 - Kilo verme : yemeklerden yarım saat önce içilen sıcak su iştahı azaltır ve kilo vermeyi hızlandırır. Nefes

tekniği ile birleştirilirse, yağ yakmak için hiper - oksijenlenme sağlar.
7 - Soğuk algınlığı, gripin süresini kısaltır, zatürreyi önler.

NE KADAR İÇMELİ? NE KADAR SICAK OLMALI? NE KADAR SIK İÇMELİ

Günd e 3 kez 1 fincan için, kahve sıcaklığında. Daha fazlası daha iyidir.

Dr. Susan Lee-Smith RN, PhD,

.

* Kalsiyum: Günde bin 200 mg. alınmalıdır. En zengin kaynağı süt ve yoğurttur.
Günde 500 gr. süt veya yoğurt tüketin.

* C vitamini: Günde 60-75 mg. alınmalıdır. Portakal, nar, greyfurt, mandalina,
limon ve patateste bulunur.

* Selenyum: Günde 30 mg. alınmalıdır. Salatalık, deniz ürünleri ve susamda vardır.

* Çinko: 15 mg. alınmalıdır. Badem, ceviz, fındık, mantar ve kümes hayvanlarının
 etlerinde bulunur.

* E vitamini: Günde 10 mg. alınmalıdır. Yeşil yapraklı sebzeler ve
kurubaklagillerde bulunur.

* Folat: 400 mg. alınmalıdır. Ekmek, bezelye, ıspanakta vardır.

* Magnezyum: Günde 220 mg. alınmalıdır. Somon, domates, avokado
ve enginarda vardır.

* A vitamini: Günde 500 mg. almak gerekir. Ananas, havuç, brokoli, soğanda vardır.

TEK TİP BESLENMEK SAĞLIĞA ZARARLI!

Tek tip beslenmeye karşı olan Diyetisyen Sevil Nas Can, tüm besin gruplarının dengeli
biçimde tüketilmesini öneriyor. Can, "Bir günde aldığımız enerjinin yüzde 55-60'ı
karbonhidratlardan, yüzde 12-15'i proteinlerden, yüzde 25-30'u da yağlardan gelmeli" diyor.
Can, sağlığına dikkat edenlerin tüketmesi gereken besin gruplarını sıralıyor:

* Ekmek ve tahıl grubu: Ekmek, pilav, makarna, çorba, patates, bisküvi, yufka,
bulgur ve hamurlu gıdalar.

* Süt ve yoğurt grubu: Süt, yoğurt, ayran, cacık ve benzeri gıdalar.

* Et ve peynir grubu: Et, tavuk, balık, kurubaklagil, yumurta ve peynir.

* Meyve ve sebze grubu: 3-4 meyve, en az bir öğün sebze yemeği ve
bir öğün salata; günlük sebzemeyve gereksinimimizi karşılayabilir.

* Yağ grubu: Gıdaların yapısında bulunan ve onlara sonradan eklenen yağlar.

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu<_script /><_script /><_script /><_script />
.

« Önceki ::