Son Yazılarım

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Ölüme yaklaşacak da olsa, daha flört günlerinden itibaren özellikle kadınların açık ya da gizli amacı, bir an önce evlenmektir, çünkü evliliğin cazip tarafları da yok değildir. Hayatı paylaşma ve birlikte daha fazla zaman geçirme fikri, birbirine aşık iki kişiye ister istemez çekici gelmez mi? Fakat işte evliliğin şeytaniliği, uzaktan en güzel görünen yüzünün aynı zamanda en hain yanı olmasından kaynaklanır.

Genç sayılabilecek yaşlarda tanışıp 30'larının sonlarında, örneğin on yıldır evli olan ve tabii kendilerini uzun süredir evli hissedenler, hep aynı küçük mutluluklardan ve aynı büyük sıkıntılardan söz ederler. Bu sıkıntıların çoğu, heyecanlarının çoktan tüketildiği, bütün havai fişeklerin patlatılıp artıklarının yıllar önce çöpe atıldığı, büyük problemler yaşanmasa bile çoktandır durağan ve can sıkıcı bir atmosferin hakim olduğu yerde yaşanır: yatak odasında.


Bazı insanlar, evliliğin bu doğal sürecini kırmak, en azından yavaşlatmak için çaba gösteremeyecek kadar tembeldirler ve karı-kocalıktan kardeşliğe doğru hızla ilerlerken hiçbir girişimde bulunmamayı tercih ederler. Bazıları, bir zamanlar birbirlerine duydukları heyecanı üçüncü bir kişiye, ortak bir ürüne, yani bir bebeğe yönlendirerek tazelemeyi denerler.

Tekdüzeliğin seks hayatlarından kaynaklandığı gerçeğiyle yüzleşebilecek kadar cesur olanlar ise, fantezi dünyalarına sığınır, gidip tuhaf yerlerde sevişmeyi ya da gittikleri her yerden seks oyuncakları toplamayı denerler. Aynı şekilde, birbirlerini özlemek ve birbirlerinin yokluğunun nasıl bir şey olduğunu hatırlamak için bir süre ayrı yaşamaya karar verenler de olabilir.

Benzer sorunlarla evlilikleri günden güne yavanlasan bir çift, bugüne kadar hiç görülmemiş bir çözüm yoluna başvurmuş ve aralarında anlaşarak 'çivi çiviyi söker' mantığıyla, bir ay boyunca her gün seks yapmışlar. Tabii ki bu onlar için zaman zaman yıpratıcı bir deneyim olmuş fakat bu bir ayın sonunda istedikleri sonuca ulaştıklarını iddia ediyorlar.

İşte tuttukları seks günlüğünden bazı bölümler >>>

30 GÜNLÜK SEKS GÜNLÜĞÜ

1. GÜN: On yıldır birlikteyiz. Eğer seks bir sanatsa ve yatakta bir ilham perisinden söz edilebilecekse, bu perinin bizi gittikçe daha seyrek ziyaret ettiği, hatta son altı aydır evimize neredeyse hiç uğramadığı kesin! Diğer birçok çift gibi yeni deneyimler peşinde koşmaya ya da
evlilik danışmanlarının kapısını çalmaya kalkışabilirdik fakat biz başka bir yol seçtik ve hem araları gittikçe açılan sevişmelerimizi sıklaştırmak hem de zevk almak için her gün seks yapmaya karar verdik; ne kadar yorgun, ne kadar stresli, ne kadar isteksiz olursak olalım... Becerip beceremeyeceğimizi ve işe yarayıp yaramayacağını henüz bilmiyoruz ama denemeye değer!

4. GÜN: Henüz ikimizde de hiçbir zorlanma belirtisi yok. Ön sevişmeye fazla zaman ayırmıyor, hızlı bir biçimde sonuca ulaşmayı tercih ediyoruz. Acaba boyumuzdan büyük bir işe mi kalkıştık? İkimizin de içinde bu terapiyi elimize yüzümüze bulaştırma korkusu var. Ancak bunun ilerleyen günlerde değişeceğini ve endişelerimizi yenerek cinsel hayatımızı adım adım yeni bir boyuta taşıyacağımızı umuyoruz.

7. GÜN: 'Her gün seks' terapimizin birinci haftasını doldurduk. Uzun zamandır birbirimizin bedeniyle bu kadar sık ve yoğun zaman geçirmediğimiz için, bu bizim için büyük bir yenilik. Seks, gündelik hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Şu bir haftada birbirimizin artık çok iyi tanıdığımızı sandığımız vücudunda her gün yeni zevkler, daha önce varlığından haberdar ol12. GÜN: On yıl boyunca cinsel hayatımız konusunda oturup konuştuğumuz olmamıştı. Utandığımızdan değil, bunu gereksiz bulduğumuzdan. Bizim evliliğimizdeki cinsellik de herkesinki kadar iyi ya da herkesinki kadar kötüydü; kelimelere dökülecek bir şey yoktu. Konuşmak adeta sorun olduğunu kabul etmek demekti ve bu, ikimizin de işine gelmiyordu. Bugüne kadar
seks hakkında yaptığımız tek ciddi ve uzun konuşma sonucunda, bu terapiyi uygulamaya karar vermiştik. Oysa daha sık seks yaptıkça bu konuda konuşmak ve şakalaşmak da bizim için daha kolay hale gelmeye başladı.

Artık cinsellik, günlük sohbetlerimizin ayrılmaz bir parçası. Üstelik konuyu eşeleyip sekse gerçek anlamda kafa yordukça yaratıcılığımızın da geliştiğini fark ettik. Son üç gündür ön sevişmeye daha fazla ihtiyaç duyuyor ve daha uzun zaman ayırıyoruz, ikimiz de isteklerimizi dile getirme ve ayrıntı verme konusunda daha cesuruz.

15. GÜN: Bazı günler terapiyi sürdürmek bizim için o kadar da kolay değil. Toplantılarla dolu, stresli bir iş gününün sonunda eve gelip de 'sevişmek' gibi son bir ödevi daha olduğunu hatırlamak insanın canını sıkabiliyor. Yorgunluktan parmağını kıpırdatacak hali yokken ya da yazılmayı bekleyen raporlar masaya yığılmışken seks yapmayı kim ister? Fakat biz ortaklaşa bir karar verdik ve bu kararın gereklerini yerine getirmeliyiz, isteksizliğin 'her gün seks' terapisinin doğal bir parçası olduğunu daha terapiye başlamadan tahmin etmiştik; insan her gün, en sevdiği yemeği yemeye bile tahammül edemez.


Ancak burada amaç, cinsel hayatımızın sürekliliğini korumak... Eğer bir kez ara verirsek, yine eski düzene döneceğimizi ve yaşadığımız başarısızlığın etkisiyle bu kez belki daha da tatsız ve durgun bir cinsel hayatımızın olacağını ikimiz de biliyoruz. Eğer seks hakkında yeni bir şeyler öğrenmenin peşindeysek, hiçbir gerçek öğrenme sürecinin sancısız, sıkıntısız geçmeyeceğini unutmamalıyız. 15. günün moralimizi bozmaması gerek. Yine de bu akşam sevişmeyi fazla uzatmıyoruz ve ödevini biraz baştan savma bir biçimde de olsa yapmış öğrencilerin rahatlığıyla uykuya dalıyoruz.

17. GÜN: Bir iş seyahati sebebiyle ayrı kalmamız gerekiyor. Bu beklenmedik durum terapiyle ilgili bütün planlarımızı bozduğu için ikimiz de biraz suratsızız ama bize biraz nefes alma imkânı vereceği için de galiba içten içe seviniyoruz. Çünkü aylık terapi döneminin ortalarına doğru enerjimizin azaldığını ve zorlanmaya başladığımızı fark ettik. Ayrı kalacağımız 3 gün belki de tek başımıza kalarak geçtiğimiz dönemde yaşadıklarımızı gözden geçirmemiz, eksiklikleri tespit etmemiz ve cinsel hayatımıza başka neler katabileceğimizi bulmamız için iyi bir fırsat.
21. GÜN: İnsan alışkanlıklarının değerini onlardan uzak kalınca anlıyor. Sekssiz geçen üç günün bizi bazı yönlerden rahatlatacağını sanırken, birbirimizin vücudunu deli gibi özlediğimizi fark ettik. Uzun evliliğimiz boyunca ayrı kaldığımız zamanlarda bile, birbirimizi özleme duygusunu unuttuğumuz için, bu bizim için çok büyük bir adım. Demek ki terapi sonuç veriyor: bizi birbirimizin bedenine daha düşkün hale getiriyor. Bundan sonraki 8 günü çok iyi değerlendirmeliyiz.

23. GÜN: Bazı günleri sadece ön sevşmeye ayırıyoruz. Orgazm bizim için nihai hedef olmaktan çıktı. Çünkü hedefe giden erotik yolda hedef kadar özel zevkler keşfettik. Cinsel fantezilerimizi ifade etme konusunda hiç olmadığımız kadar rahatız ama bu fantezi işini abartmaktan yana da değiliz. Terapi sürecinin özelliği, evlilikte sıkıcı bir alışkanlık olarak nitelendirilen
seksi, sevdiğimiz bir alışkanlığa dönüştürmek, doğal sevişme tarzımızdan uzaklaşmak ya da birlikteliğimize tamamen aykırı yollara sapmak değil, ilişkimize farklı renkler katacağını bilmekle birlikte, uç fantezilerin
sorunumuza çözüm olabileceğine inanmıyoruz; çünkü bu tür fantezilerin sürekliliği yok.

26. GÜN: Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik ve birlikte kısa bir seyahate çıkmaya karar verdik. Aslında çok iyi gidiyoruz ama tiraf etmeliyiz ki ikimiz de biraz yorulmuş durumdayız. Özellikle bir aylık dönemin ortalarında epey zorlandık, hatta içten içe pişman olduk ama tabii kimse ilk 'bırakalım' diyen olmayı istemiyordu.

Terapinin son birkaç gününü seyahatte geçirmek, mekan değişikliğinden faydalanmak ve sonuçları birlikte görmek iyi fikir olabilir. Geçtiğimiz 26 günlük döneme baktığımızda, bedenlerimizin cinsel istek konusunda inişli çıkışlı ve birbinden farklı bir seyir izlediğini görüyoruz. Doğal olarak her zaman ikimiz de aynı derecede hevesli olmuyorduk; o zaman da daha hevesli olan partnerin diğerini ikna etmek için daha fazla çaba göstermesi gerekiyordu. Bunun da yaratıcılığı ve yataktaki çalışkanlığı artıran bir yanı vardı.Karşı tarafın hassasiyetlerine daha fazla önem vermek, vücudundaki duayrlı noktaların üstüne gitmek, uzun zamandır unutulmuş olan baştan çıkarma oyunlarını oynamak; bütün bunların bize çok şey kattığını düşünüyoruz.

Bir duygusal beraberliğin başında kadın ve erkeğin birbirleri için deli olmaları ve tutku dolu bir cinsellik yaşamaları hiç de şaşırtıcı değil. Asıl marifet, gündelik hayatın sorumlulukları, her akşam aynı kişiyle, aynı evde, aynı yatakta bir araya geleceğini bilmenin yarattığı umursamazlık ve tembellik, birbirinin sinir bozucu yanlarını öğrenmek, klasik tartışma ve kavgalar işin içine girdikten sonra, bütün bu karmaşanın arasında partnerlerin eski cinsel hazları yeniden bulmaları ve bunlara yenilerini eklemeleri...
30. GÜN: Seksin ilginç bir yanı olduğunu fark ettik. Sevişmek için her zaman istekli anları beklememek lazım. Çünkü cinsel istek bazen, hatta on yıllık bir evlilikten sonra, genellikle sevişmeye başladıktan sonra geliyor. Birbirimizin bedeninden ne kadar uzak kalırsak uzaklaşmaya o kadar meyilli olduğumuzu ve aynı şekilde, ne kadar yakınlaşırsak bunun biraz daha yakınlaşmamızı tetiklediğini gördük.

Fiziksel olarak yakınlaşmak bizi duygusal ve zihinsel olarak da yakınlaştırdı; uzun zamandır etmediğimiz kadar uzun sohbetler yapmaya, olumlu ya da olumsuz, bütün duygularımız hakkında daha rahat konuşmaya başladık. Yatak dışında da birlikte zaman geçirmekten büyük keyif alır hale geldik. On yıl sonra uyguladığımız bu terapinin sonunda ise bildiğimizi sandığımız şeyin yabancı yanlarını keşfetmeyi öğrendik. Meğer bir insanı tam anlamıyla tanımak on yılda bile mümkün değilmiş. Üstelik ikimiz de değişmiş, kadınlık ve erkeklik sürecinde yepyeni noktalara gelmişiz.

Uyguladığımız terapi, her çift için iyi bir çözüm olmayabilir. Bizim için de zorlayıcı yanları vardı ki zaten böyle olacağını baştan tahmin etmiştik fakat emeğimizin karşılığını aldığımızı düşünüyoruz. Bu çözün yoluna başvurmasaydık muhtemelen birbirimizden her anlamda, gittikçe artan bir hızla uzaklaşacak ve sonunda ya ilişkimizi bitirme noktasına gelecek ya da bir yığın çift gibi aslında hiçbir yere gitmeyen bir evliliği, sırf hayatımızda radikal bir değişiklik yapmaktan korktuğumuz için, çeke çeke sürüklemeye çalışacaktık.

Dediğimiz gibi, başka bir çift kendi doğrularına ve ilişkisinin yapısına uygun bambaşka çözüm yolları geliştirebilir. Önemli olan, birlikteliğinden hâlâ mutluluk ve heyecan duyan iki kişinin, bu mutluluk ve heyecanın gökten zembille inmesini beklemek yerine dizginleri ele almaları ve
ilişkilerindeki sorunlarla yüzleşmeyi bilmeleri..

.

Birlikle harika bir gece geçirdiniz. Birkaç, kadeh şarap içildi, size minik öpücükler verdi, bakışlarınız birbirinize kilitlendi. Bu aslında, çok sıcak ve heyecan verici bir an olmalı ama sizin tek görebildiğiniz karnınızdaki yağlar, tek hissedebildiğiniz de size kocaman gelen kalçalarınız. Spor salonunda bu kadar vakit geçirerek ne yaptığınızı merak etliğini bile düşünüyorsunuz! Oysa ki erkek arkadaşınızın o an tek hissettiği, destekli bir sutyen giymiş olmanızdan ötürü duyduğu aldatılmışlık hissi…

Aslında
kadınları havadan çıkaran en büyük faktör, kendi vücutları hakkındaki olumsuz düşünceleri; gerçekle zayıf, yuvarlak hatlı veya kaslı olmaları da pek fark etmiyor. Önemli olan kafalarının içinde olup bitenler. Psikologlar, vücut tipi nasıl olursa olsun, bir kadının, herhangi bir nedenle kendi vücudundan memnun olmamasının seks hayatını etkileyeceğini belirtiyor. Bu durum kadının tahrik olmasını ve yaşadığı andan mutluluk duymasını engelliyor.

Vücutla ilgili yaşanan güvensizlik, sadece şişman kadınların sorunu değil. Sürekli fazla zayıf oldukları için eleştirilen kadınlar da kendilerini "normal" hissetmekte zorlanıyorlar ve erkeklerin kendilerini beğenmeyeceğini düşünüyorlar. Bu kadınlar, örneğin küçük göğüsleri yüzünden de, seksüel anlamda kendilerine güvenmiyorlar. "50 kiloyum ve hiç göğsüm yok. Hayatımı dolgulu sutyenlerle geçirdim. Eski erkek arkadaşımla ilk yatak tecrübemizde de bunlardan giymiştim ve seks sırasında sürekli yukarı kayıyordu. Kendimi o kadar gülünç hissettim ki! Ona fark ettirmeden sutyenimi aşağı çekmeye çalışıyordum. Erkek arkadaşını sutyeni çıkarmak istediğinde, onun dikkatini dağıtmak için mecburen seksi hızlandırdım" diye anlatıyor 28 yaşındaki Merve.

29 yaşındaki Selin ise. "Başka şehirde üniversiteyi kazanıp erkek arkadaşımla beraber yaşamaya başlayınca kilo aldım" diye anlatıyor ve devam ediyor: "Daha fazla yemek pişiriyor ve çok daha az spor yapıyordum. Birlikte sık sık dışarıda yemek yiyorduk. Kendimi şişman hissetmeye başladım ve seks güdüm tamamen kayboldu. Bir zamanlar haftada üç-dört kez seks yaparken artık iki haftada bir yapar hale gelmiştik. Sevgilim beni havaya sokmak için çok çaba gösterse de ben görünüşümden dolayı hiç keyif almıyordum."

Aslında çoğunuza tanıdık gelen bir hikaye. Bir kadın vücuduna güvenmiyorsa çıplakken kendini rahatsız hissedecektir. Zevk almak içinse mutlaka rahat olmanız gerekir.

Aslında sizin kendinizde hissettiğiniz seksüel çekicilikten yoksun olma hali, karşı taralın çoğu zaman dikkatini bile çekmez. Uzmanlar, vücutla ilgili algılarımızın tamamen kişisel olduğunu söylüyor. Her şeyden önce, sevgilinizin, sizin vücudunuz hakkında sizin kadar eleştirel olmadığını bilmelisiniz. Kendinizle uğraşmak yerine partnerinize ve yaşadığınız ana konsantre olmaya çalısın. Bu sizi rahatlatacak ve çok daha fazla keyif almanızı sağlayacaktır.



Yatakta daha iyi hissetmenin yolları
• Vücudunuzu sevin. Düzenli beslenmek ve egzersiz, daha olumlu düşünmenizi sağlayacaktır.
• Sevgiliniz vücudunuzla ilgili iltifat ettiğinde bunu aklınızın bir köşesinde tutun ve kendinizi kötü hissettiğiniz günlerde hatırlayın.
• Vücudunuza, en yakın arkadaşınız gibi davranın. Onun kusurlarını değil, sevdiğiniz yanlarını düşünün.
• Yatakta rahatsızlık veren şişkinlik hissini yaşamamak için yemekten hemen sonra seks yapmayın.
• Ritmik hareketlerin keyfini çıkarmak için dansı ya da yoga ile rahatlama tekniklerini deneyin.

.

Bir zamanlar sadece karanlık ve örümcek fobilerine sahip olan bizler artık çok daha fazla şeyden korkar olduk. Hızlanan yaşam insanlara gelişmenin yanında, yeni fobiler de armağan ediyor. Mesela; aşık olma, aynalara bakma, seks yapma ve hafızamızı yitirme korkusu gibi.

Erkek arkadaşınız, ilişkinizi bitirmeye karar verdiğini söyler söylemez ardına bile bakmadan yanınızdan hızla uzaklaşıverdi. Oysa daha dün gece size aşık olduğunu itiraf etmemiş miydi?

Bu davranışına hiçbir anlam veremiyor ve ‘Benimle dalga mı geçiyorsun?’ diyerek ona aklınıza gelen her türlü söylemleri savuruveriyorsunuz. Haksız da değilsiniz hani ama erkek arkadaşınızın aslında art niyetli olmadığını söylesek… Onun ‘filofobi’ yani aşık olma fobisine yakalandığı için istem dışı böyle davrandığını belirtsek, biraz olsun anlayış gösterir miydiniz? evet, hızla gelişen yeni dünya düzeni ile korkularımız da değişime uğradı. Artık hayvan veya karanlıkta kalma fobilerinin yerini ; “aşık olma”,”hafızayı kaybetme” ve uçak fobileri almaya başladı. Psikolog Sencan Çıldır, modern çağın sıkça görülen ilginç fobilerini, anlattı. Size düşen yalnızca fobinizi itiraf etmek ve onunla yüzleşmek.

1. Şimdi hatırlıyorum ama ya sonra...

Belleğimiz, kariyer basamaklarını tırmanabilmeniz için elimizdeki en önemli malzememiz. Hal böyle olunca da hafızamızın önemi artıyor. Bugün toplantı yapacağınız meslektaşınızın telefonu az önceye kadar aklınızdaydı ama şimdi bir türlü hatırlayamıyorsunuz. Peki ya şu önemli yazışmaların olduğu klasöre ne ad vermiştiniz. Aklınıza yazdıklarınız oradan uçup gitseydi ne yapardınız, hiç düşündünüz mü? Yoksa siz bunu aklınızdan hiç çıkarmadığınız için gününüzü kendinize zehir mi ediyorsunuz? Eğer yanıtınız ‘evet’ ise dikkatli olun sizde “amnezifobi”, yani hafızayı kaybetme korkusu olabilir.
2. Eyvah! Aşık oluyorum!

Akşam yemeği için hazırladığınız birbirinden nefis yemeklerle beklemeye başlamanın üzerinden 2 saat geçmesine rağmen o gelmiyor . “Üzülme dışarıda seni sevecek bir çok insan var” diyorsunuz kendinize ama bu ilk beklemeniz değil ve içinizdeki saf aşık bunun son olmayacağını da söylüyor. Kalbiniz sıkışıyor, tepeden tırnağa terliyorsunuz. Artık aşık olma fikrinden bile korkuyor, bundan sonra duygusal ilişkiye girmeyeceğinize kendi kendinize söz veriyorsunuz. Ve kısa süreli ilişkilere yelken açmaya başlıyorsunuz. Aman tanrım siz bir “filofobik” oluyorsunuz. Yani halk deyimiyle “aşık olma fobisine” yakalanıyorsunuz.

3. Sunum yapmak mı? Şey, başkası yapsa olmaz mı…

Patronunuz artık müdür olmaya hak kazandığınızı ve yeni bir sosyal sorumluluk projesinin başına sizi atadığını söylüyor. Bu konuşmanın ardından mutluluktan yere göğe sığmazken duyduğunuz son cümle ise tüm sevincinizi yok etmeye yetiyor. “Yeni projemizi tanıtmak için sık sık sunum yapmalısın”. Toplum önünde konuşmanın düşüncesi bile kalp atışlarınızın hızla artmasına, yüzünüzün kızarmasına ve tepeden tırnağa terlemenize yetiyor. “Ya konuşmamı beğenmez ve benimle dalga geçerlerse” kaygısıyla , terfinize sevinemeden masanızın başına dönüyorsunuz. Evet, çoğumuz topluluk önünde veya otorite konumundaki kişilerle konuşmaktan , tanıdık olmayan ortamlara girmekten aşırı kaygı duyabiliyor. Konuşurken hiç hata yapmaması gerektiğine, eğer hata yaparsa rezil olacağını düşünüyor. Bu inançları da onu olumsuz beklentilere sürüklüyor. “Yine saçma sapan bir şeyler söyliyeceğim. Heyecandan konuşurken sesim kısılacak” ve kehanet gerçekleşiyor. Çünkü beyin olumsu da olsa kendisine verilen direktifi uygulamak için harekete geçiyor.
4. Ayna ayna, sakın söyleme bana!

Cildinizde kahverengi lekeler mi oluşuyor. Göz çevresindeki kırışıklıklar bir hayli artmış. Yanaklarınız da sarkmış gibi. Nefes alışverişiniz de birden hızlanıveriyor. Bu aynadaki yaşlı görüntüye bakmaya tahammül edemiyor, hemen bir estetik operasyonu geçirmeye karar veriyorsunuz. Aynaları artık kendinize düşman olarak görüyorsanız sizi uyaralım: “eisoptrofobi” yani ayna fobisine yakalanmış olabilirsiniz. Aslında acı bir gerçek var ortada siz aynada kendi görüntünüzü değil, hayatınızla ilgili korkuları görüyorsunuz…

5. Ayaklarım karaya değmeden asla!

Kemerinizi bağlayıp gökyüzüne doğru çıkmak ve bulutların üzerinde süzülürken aşağıdaki minicik şehirleri seyretmek çoğumuz için son derece zevkli olabilir ama sizin için değil. Siz, uçağa biner binmez, nefessiz kalıyor, boğulacakmış duygusuna kapılıyor ve hızlanan kalp atışlarınızla adeta cehennem azabı yaşıyorsunuz. Sırf bu yüzden, çoğu kez rahat bir uçak yolculuğu yerine, saatlerce süren kara yolculuğuna katlanıyorsunuz. Çünkü siz uzun süredir "aerofobiden" yani uçak fobisinden yakınıyorsunuz.
6. Akacak kan damarda durur!

“Sık sık idrara çıkma ve aşırı uyku” şikayetleriyle başvurduğunuz doktorunuz sizde tip 2 diyabet olabileceğinden şüphe ederek kan testi yaptırmanızı istiyor. “Tabi ki” diyorsunuz ama aklınıza enjektör ve kan görüntüleri gelir gelmez aniden kalbiniz adeta yerinden fırlayacakmış gibi çarpmaya, nefes alıp vermeye başlıyor. Mideniz bulanıyor, başınız dönüyor, derken gözleriniz kararıveriyor ve gözlerinizi açtığınızda ne olduğunu anlamaya çalışırken, doktorunuzun sevecen bir tavırla söylediği cümle sizi şaşırtmaya yetiyor da artıyor bile: “Aniden bayıldınız.Acaba sizde kan veya enjeksiyon fobisi olabilir mi?” bu fobinin etkisi altında olan kişiler kan veya enjeksiyon görmek şöyle dursun, bunların adı bile geçtiğinde yoğun anksiyete duyuyor. Hatta bayılabiliyor. Bu yüzden sağlık hizmeti almaktan kaçınabiliyor

7. Her şeyi yaparım, yeter ki seks yapmayalım!

‘Sadece kötü kızlar erkeklerle seks yapar’, ’Mastürbasyon yapmak utanç verici olduğu gibi, cinsel gücü de azaltır…” Hemen hepimiz, ailemizden veya çevremizden cinsel yaşamla ilgili bu tarz uyarılar ve baskılarla büyüdük. İnsanın en doğal ihtiyacı olan cinselliği sakınılması gereken, çok kötü sonuçları olan, hatta fiziksel acı veren bir suç gibi gördük. Çok eşli bir cinsel yaşamın hızla yayıldığı günümüzde, aldatıldığımızı öğrenerek ve ya güzel bir gece yaşadığımız partnerimizin sırra kadem basmasıyla sarsıldık.. Yüreğimizde oluşan derin darbelerin bize çıkardığı fatura ise "erotofobi", yani seks ve erotizme karşı duyulan aşırı korku ve tiksinti.

.

1) Çiftler genelde ne sıklıkta sevişiyor?

a)
Ayda bir.
b) Haftada iki veya daha az.
c) Haftada üç veya daha fazla.

CEVAP: B

İngiltere'de yapılan bir araştırma, 20-35 yaşlarında olan çiftlerin haftada iki veya daha az seviştiğini gösteriyor. Aynı partner ile iki yıldan daha uzun süre beraber olan kişilerde bu rakam ayda altı kereye düşüyor. Aynı araştırma, kişilerin üçte birinin, ayda bir kereden daha az, yalnızca yüzde 19'luk bir grubun da, haftada üç veya bundan daha fazla seviştiğini gösteriyor. Bu konuda doğru ya da yanlış yok. Sadece belli bir sayıyı tutturmak için, mutsuz hisettiğiniz bir ana sizi mutlu etmeyecek hızlı bir yatak macerası sıkıştırmaya gerek yok. Unutmayın ki cinselliğin niceliğinden çok, karşılıklı iletişiminizin nasıl olduğu; diğer zamanlarda birbirinize ne kadar yakın olduğunuz, birbirinize ne kadar zaman ayırdığınız önemlidir. Birlikte yaşıyor olsanız da birbirinize kur yapan mesajlar gönderin, romantik buluşmalar ayarlayın. Bu göstergeler ilişkinizin sağlığı hakkında gerçek fikri verecektir.

Bunu deneyin: Sevgilinizle yatakta daha fazla vakit geçirebilmeyi istiyorsanız, diğer önemli şeyleri planladığınız gibi bunu da planlayın. Örneğin, perşembe geceleri yatağa erken gitmeyi veya pazar günleri yataktan daha geç çıkmayı alışkanlık edinebilirsiniz.

2) Kadınların yüzde kaçı, cinsel birleşme ile orgazma ulaşıyor?


a)
Yarısından azı
b) Üçte biri
c) Yüzde 10'dan azı

CEVAP: A veya belki B


Stanford Üniversitesi öğrencileri ile yapılan bir araştırma, oranın yüzde 50'den az olduğunu ortaya koymuş.

Bunu deneyin: Orgazma ulaşmak için, uzmanlar üstte olmanızı öneriyor.
3) Çiftlerin yüzde kaçı yatakta özel oyuncaklara yer veriyor?

a) %39
b) %19
c) %69

CEVAP: A


İngiltere'de, neredeyse her ana cadde üzerinde bir
seks mağazası bulunduğunu ve internet üzerinden alışverişin çok kolay olduğunu göz önüne alırsanız, her çiftin oyuncakları olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak, 2007 yılında yapılan Durex Global Cinsel Sağlık Araştırması, on çiftten yalnızca dördünün yatakta oyuncak kullandığını göstermiş. Uzmanlar, bunun nedeninin, oyuncaklar nedeniyle erkeğin yatakta kendini yetersiz hissetmesi ihtimali olabileceğini söylüyorlar.

Bunu deneyin: Yatak oyunlarınıza eğlenceli oyuncaklar ilave etmek istiyorsanız, çok fonksiyonlu bir oyuncak ile başlayarak, zaman içinde çeşitlendirebilirsiniz. Sıradan bir masaj yağı ile başlayın, eğer her ikiniz de bundan hoşlanırsanız devamını getirebilirsiniz.

4) ‘İyi seks’ ne kadar sürmeli?


a)
Yaklaşık 40 dakika
b) Yaklaşık 25 dakika
c) Yaklaşık 10 dakika

CEVAP: C


İyi seksin saatler sürmesi gerekmiyor. Amerika'da yapılan, The International Journal of Sexual Medicine (Uluslararası Cinsel Tıp Dergisi) tarafından yayınlanan bir araştırmaya göre, seksin ideal süresi 7 ile 13 dakika arasında olmalı. Uzmanlara göre bunun standart bir süresi yok; her çifte göre değişebilir, ister 30 saniye olsun, ister iki saat olsun, çiftin sonuçta mutlu olup olmadığı önemli.

Bunu deneyin: Durex'in yaptığı araştırmaya katılanların yarısından fazlası, sevişmelerinin istedikleri kadar uzun sürmediğini belirtmiş. Eğer durum sizin için de böyleyse, sizi hızla sonuca götürecek oyunlar yerine, tensel temasa, dokunmaya, okşamaya daha fazla odaklanmahsınız. Bu nedenle seks için bol vaktiniz olduğundan emin olun. Eğer çoğunlukla gece başbaşa kalıyorsanız yatağa daha erken saatte gitmeye çalışın. Bu, size daha fazla zaman kazandıracaktır.
5) Çiftlerin yüzde kaçı cinsel yaşamlarından mutlu?

a) Dörtte biri
b) Yarısı
c) Dörtte üçü

CEVAP: B


Durex'in derlediği rapora göre, çiftlerin yarıdan fazlası cinsel yaşamından mutlu değil. İlişkinin ilk 6 ile 18 ayı içinde "tutku" hormonları devrededir ve her şey harikadır. Ancak, zamanla bu durum yavaşlamaya başlar, işte bu dönemde cinsel yaşamınızla ilgili partnerinizle sorunlar yaşayabilirsiniz.

Bunu deneyin: Bunu çözmek için kendinize, cinsellikle ilgili yüksek beklentilerinizin nereden kaynaklandığını sorun: Sizden mi yoksa partnerinizden mi? Eğer sebebin partnerinizden kaynaklandığını düşünüyorsanız, o zaman onunla konuşun. Ona sizi neyin mutlu edeceğini söylemeyi deneyin.

Sevgiliniz ile konuşurken kullanacağınız kelimeleri özenle seçin. "Sen hep..." veya "Neden sen...?" şeklinde başlayan cümlelerden kaçının. Bunun yerine "Ben" ve "Biz" diye başlayan cümleler kurmaya özen gösterin. Karşınızdaki kişiyi bu şekilde daha rahat konuya dahil edebilirsiniz. Partnerinize söylemek istediklerinizi önce düşünün. Bunlar size söylenmiş olsaydı neler düşüneceğinizi kestirmeye çalışın. Düşüncelerinizi kafanızda iyice oturtun ve sonra konuşmayı deneyin. Bir sevişmenin ardından hemen konuyu açmayın. Çünkü insan bu esnada daha hassas ve kırılgan olabilir. Bunun yerine yatak odasından uzak ve her ikinizin de rahat olduğu bir zamanı değerlendirin.

Unutmayın, erkekler partnerlerini mutlu etmek isterler. Erkek arkadaşınız buna aldırmıyorsa, belki de ilişkinizin geleceğini gözden geçirmelisiniz.

.